AKP döneminde eğitimde dinselleştirme politikaları belirgin biçimde artmıştır. Müfredatta dini içeriklerin genişletilmesi, imam hatip okullarının yaygınlaştırılması ve eğitimin manevi değerler üzerinden tanımlanması, iktidarın toplumsal rıza üretme stratejisinin önemli bir parçası olarak öne çıkmaktadır. Din, bu bağlamda yalnızca inanç alanıyla sınırlı kalmayıp, otoriteye bağlılığı, sabrı ve kaderciliği teşvik eden bir ideolojik çerçeve olarak eğitim sistemine yerleştirilmektedir. Böylece eğitim, hem sömürü düzeninin sorgulanmasını zorlaştıran hem de siyasal iktidarın meşruiyetini güçlendiren bir araç işlevi görmektedir.

2012’de yürürlüğe giren 4+4+4 sistemiyle kesintisiz eğitim kaldırılmış, öğrencilerin erken yaşta imam hatip okullarına yönelmesinin önü açılmıştır. Bu süreçte dini eğitim yaygınlaştırılmış, meslek liseleri artırılmış, nitelikli okullar proje okulu statüsüne alınmış ve eğitim kadrolarında ideolojik dönüşüm güçlendirilmiştir.  AKP sadece eğitim modeliyle toplumu kuşatma altına almıyor, eğitimin her biriminde ideolojisini işliyor. Okul müdürüyle, müfredatıyla, öğretmeniyle, sınav sistemiyle… Gerici ve niteliksiz okullarda çocuklarını okutmak istemeyen aileler ise özel okullara mecbur bırakılmış, AKP iktidarıyla daha da yoksullaşan toplum ise bir de özel okul masrafıyla karşı karşıya bırakılmıştır. AKP iktidarı döneminde eğitime yönelik gerici müdahaleler olmuş, eğitim modeli sermaye düzeninin ihtiyaçlarına yönelik başka bir evreye geçmesi gerekmiş ve bu dönüşümün planlayıcısı ve uygulayıcısı ise Yusuf Tekin olarak yetiştirilmiş ve bakanlığa yerleştirilmiştir.

Yusuf Tekin üniversite yıllarında bugününü temsil eden ideolojik çekirdekten yetiştirilmiş. Osmanlı seviciliği ile bilinen Nurettin Topçu’dan eğitim almıştır.  2013-2018 yıllarında eğitim müsteşarlığı yapan Tekin, AKP iktidarı için önemli bir isimdir. Öyle ki rektör olması için bir gecede cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmış ve 2 gün sonra rektör olarak atanmıştır. Yusuf Tekin bugünkü eğitim sisteminin alt yapısını oluşturan biridir. 4+4+4, TEOG, Türkiye Yüzyılı Maarif  Modeli gibi projelerde ismi en üst sıralardadır. Yeni modelde eğitim yerine ‘’maarif’’ kelimesinin kullanılması dahi bir tesadüf değildir, bilinçli bir tercih olduğu görülmektedir. Osmanlı seviciliği yapanlar bugün Türk-İslam anlatısında kullanılan maarifi eğitimin ideolojik bir aygıt ve yaratmak istediği toplumsal düzene kanalize etmesinin bir örneğidir.

Eğitimde dönüşüm süreci, Yusuf Tekin döneminde daha da görünür hale gelmiştir. Tekin’in söylemleri ve uygulamaları, eğitimi hem “sektörle uyumlu insan kaynağı yetiştirme” hem de “değerler eğitimi” ekseninde yeniden tanımlayan bir yaklaşımı sergilemektedir. Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) projesiyle patronlara ucuz işgücü sağlayan Tekin, Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesiyle tarikatlarla ve cemaatlerle protokol imzalıyor vakıflara mürid yetiştiriyor. Mesleki eğitim merkezlerinin genişletilmesi, öğrencilerin erken yaşta işletmelerle ilişkilendirilmesi ve vakıf protokollerinin sürdürülmesi,eğitimin piyasa ile ideoloji arasında kurulan çift yönlü bir mekanizma haline getirildiğini göstermektedir.

Tarikatçı Bakan Tekin bir konuşmasında tarikat ve cemaatlere bağlılığını açıklar nitelikte “Sizin tarikat ve cemaat dediğiniz, sivil toplum kuruluşlarına teşekkür ediyor, protokoller yapmaya devam edeceğiz.” diyor. Siyasal islamcı iktidarın “dindar ve kindar nesil” projesi Tekin ile daha sistemli, daha planlı uygulanmaktadır.

Yusuf Tekin’i öne çıkaran bir diğer özelliği ise patronların bakanlığını yapması ve eğitimi onların ihtiyaçlarıyla şekilendirmesidir. Sermaye sınıfı yarattığı krizle birlikte artık sadece staj sömürüsüyle yetinemezken patronların imdadına koşan ise MESEM projesiyle Tekin oluyor. MESEM, eğitimi ucuz ve esnek işgücü teminine indirgeyen bir model olarak öne çıkmaktadır. Bu sistemde öğrenciler haftanın büyük bölümünü işletmelerde geçirerek, eğitimden çok üretim sürecinin bir parçası haline gelmektedir. MESEM, öğrencileri “öğrenci” kimliğinden uzaklaştırıp “işçi” kimliğine bürüyor. 4 gün işte pratik eğitim, 1 gün okulda teorik eğitim olarak sunulan projede, yapılan araştırmalar MESEM’li öğrencilerin günde 12 saatten fazla, haftada 7 günü bulan çalışma günlerini gösteriyor, denetimsizlikle de patronlar destekleniyor.  Haftanın çoğunda iş yerinde olan öğrenciler, araştırmada arkadaşlarıyla ve aileleriyle nitelikli zaman geçiremediklerini belirtiyor. Bu sistemde yaşayan her genç gibi sosyal yaşamdan izole şekilde yaşamaya mecbur bırakılıyor.

Devletin ücret ve sigorta desteğiyle teşvik ettiği MESEM, patronlar açısından maliyetleri düşürürken, öğrencilerin pedagojik, akademik ve sosyal gelişimini ikinci plana itmektedir. İşyerlerinde; ağır çalışmak koşulları, yoğun mesai, fiziksel ve psikolojik baskı, tehdit, şiddet ve ölüm… Sadece 2025 yılında MESEM’de 94 çocuk düzene kurban edildi.

Bu yönüyle MESEM, eğitimi bireyin çok yönlü gelişimini sağlayan bir kamusal hak olmaktan uzaklaştırmakta; gençleri erken yaşta sınıfsal konumlarına yerleştirerek kapitalist emek piyasasına uyumlu ve itaatkar olarak yeniden üretmektedir. MESEM, daha önce de var olan çocuk işçiliğinin devlet tarafından eğitim adı altında meşrulaştırmasıdır. Yaşananlar, bireysel ihmallerden çok, çocuk emeğini meşrulaştıran ve ucuz iş gücü ihtiyacını önceleyen politikaların sonucudur. MESEM’ci Tekin, çocuk işçiliğinin kurumsallaşması yoluyla çocukların fiilen sömürülmesine ve katledilmesine zemin hazırlayan bir model üretmiştir.

Bu nedenle bugün eğitimde yaşanan dönüşüm yalnızca geçmiş politikaların devamı değil, aynı zamanda Tekin döneminde daha sistemli ve açık biçimde sürdürülen yönelimdir. Bu yönelim, 22 yıllık AKP iktidarının hem sermaye ile kurduğu ekonomik ilişkilerin hem de toplumu yeniden şekillendirme hedefinin eğitim alanındaki güncel ifadesi olarak okunmalıdır.

Bu yazı Sosyalist Liseliler dergisi 41. sayısında yayımlanmıştır.