2012 yılında AKP milletvekillerinin verdiği kanun teklifinin yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’de 12 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim sistemi değiştirilmiş, yerine 4+4+4 sistemi uygulanmaya başlanmıştı. İlkokul, ortaokul ve lise olarak yıllara bölünmüş bu yeni eğitim sistemi böylece bize eğitimde uygulanacak darbenin habercisiydi. 4 yıllık ilkokul eğitiminden sonra öğrenciler imam hatip ortaokullarına gidebilecek, yani dini eğitim daha küçük yaşta başlayabilecekti. Faaliyette olmayan imam hatip ortaokulları tekrardan devreye girdi ve öğrenciler konum, ulaşım veya aile tercihi gibi sebeplerle bu okullara zorunlu bırakıldı. Ardından, Hz.Muhammed’in hayatı ve Kur’an-ı Kerim gibi fazladan 2 seçmeli ders de müfredata girdi. Kanunda seçmeli olarak belirtilen bu dersler okullarda fiilen zorunlu olarak ders programlarında yer aldı. Ayrıca meslek liselerinin sayısı da artırıldı.

Yapboza dönen eğitim sistemi, 5-10 yıllık aralıklarla sınav sistemindeki değişikler, müfredat ve ders içeriği değişiklikleri, okulların niteliğine müdahalelerle birlikte hem okullarımız gericiliğin pençesine terk ediliyor hem de geleceğimiz yok sayılıyor. AKP iktidarının eğitime dönük müdahaleleri sonunda ÇEDES ve MESEM projeleriyle cemaat ve tarikatlara teslim edilen okullarımız, staj adı altında ‘çocuk işçiliğin’ yasallaşması sonucunda acı gerçekler bize her şeyi anlatıyor: Yüzlerce liseli staj sömürüsüyle sermayeye ucuz iş gücü olanağı sunuyor, onlarcası çalışırken iş kazası ve iş cinayetleriyle yüz yüze geliyor. Metal, tekstil, inşaat gibi ağır sanayi ve organize sanayilerde çalışan liseliler yetersiz güvenlik önlemleri neticesinde yaşamını yitirirken Milli Eğitim Bakanı, AKP ve sermaye izliyor. Son olarak Karabük Demir Çelik Fabrikası’nda (KARDEMİR) staj yapan Yağız Yıldız’ın haddehanedeki iş kazası sonucu ölümü ve sayısını bilmediğimiz sıra arkadaşlarımızın iş kazası bize acı tabloyu özetliyor. Sıra arkadaşlarımızın mecbur bırakıldıkları MESEM projesi kapsamında hem emeği sömürülüyor hem öğrenci mi işçi mi belli olmayan bir eğitim yaşamına hapsediliyor hem de ağır koşulların sonucunda kaza ve ölümlerle karşılaşıyor. Düzenin sömürü- gericilik- cinayet kıskacında bizlerin bilimsel ve eşit eğitim hakkımız göz göre göre ellerimizden alınıyor!

Eğitimde niteliksiz, bilimsel içerikten uzak, gerici ve hurafelere dayalı içerik, yeteneklerimizi ölçmeyen sınav sistemi; öğrencilerin geleceğine bakarken umutsuz bir tabloyu gösterirken bir yandan da özel eğitim sektörünün, dershanelerin ve özel okulların neredeyse bizlere mecbur bırakıldığı da apaçık ortada. Devlet okullarının bu vahim tablosu iyi eğitim almak isteyen, iyi lise ve üniversitelerde eğitim görmek isteyen bizleri dershanelere ve özel derslere mahkûm ediyor. Birçok öğrenci 2012 yılında hız kazanan eğitimde dönüşüme karşı devlet okulunda okurken aynı zamanda özel eğitim almaya mecbur kalıyor. Sürekli ismi, içeriği, yöntemi değişen sınav sistemine ayak uydurmaya çalışan bizler dershanelere uçuk ücretler vermeye çalışıyoruz. Emekçi ailelerden gelen arkadaşlarımız kimi zaman bu ücretleri karşılamak için banka kredilerine, faizlere ve borçlanmaya başvurmak zorunda kalıyor. Karşılayamayan liseliler ise part-time işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Okullar, eğitim kurumları olması gereken binalar artık ticarethane niteliği kazanırken bizler de öğrenci değil müşteri haline geliyoruz. Bu durumdan elbette iktidar da sermaye de memnun.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin şimdi de zorunlu eğitimin kısaltılmasına dönük adımlar olduğunu ifade ediyor. Bahanesi “toplumsal beklentiler”! Toplumda, öğrencilerde böyle bir beklenti olduğunu iddia eden Yusuf Tekin, şimdi de eğitim yılında 3+1 veya 2+2 gibi seçeneklerin olduğunu söylüyor. Eğitim süresinin kısaltılmasının toplumsal beklentilerden ziyade laik ve bilimsel eğitime vurulan yeni bir darbe olduğunu çok iyi biliyoruz. Lise eğitiminin 4 yıldan 3 yıla düşürülmesi, bizlerin daha erken çalışma yaşamına başlaması anlamına gelmektedir.[1]  Ülkemizdeki ağır ekonomik kriz emekçileri daha da yoksullaştırırken liselileri de kendi parasını kazanmaya, çocuk işçiliğe itiyor. Çocuk işçiliğin yasak olduğu ülkemizde meslek liselilerin MESEM uygulamalarıyla pek çok sektörde zorunlu staj yapması gerekiyor. Ancak ‘harçlık’ sayılabilecek ücretlere sermayeye en ucuz işçiliğin yolu açılıyor. Kanunen yasak olan, fiilen hem de iktidar eliyle apaçık uygulamaya sokuluyor. MESEM projesi ile erken yaşta iş yerlerinde, fabrikalarda çalıştırdıkları liselileri ‘meslek öğrenmesi’ bahanesiyle aslında sistemin parçası haline getiriyorlar. Liseden mezun olur olmaz bizlerden beklentileri ise açlık sınırı altında rakamlara yine bu iş yerlerinde çalışmak!

Eğitim süresinin kısalması kız öğrencilerin eğitime katılımına da engeldir. Gericiliğin pençesinde, eğitime erişimde hali hazırda toplumsal başlıklardan dolayı zorluk çeken kız öğrenciler için bir de zorunlu eğitim süresi kısalırsa çocuk yaşta evliliğin kapısı da aralanmış olacak. Zaten tarikat ve cemaatlerin, dini referansların normlarına mahkum edilen kız öğrencilerin eğitimi bu yeni değişiklikle birlikte daha da zorlaşacak. Müftüler, imamlar, ‘hocalar’ tarafından kız çocuğu evlilikleri güzellenen, kızlarınızı üniversiteye göndermeyin diye öğüt verilen, karma eğitim başlığı bile tartışmaya açılan ülkemizde kız çocuklarının başka sorunlarını çözmek niyeti olmayan Bakan, şimdi de tüm bunların önünü açmak için adeta mücadele ediyor. Erken yaşta evlilikler, eğitimden yoksun bırakma, kız öğrencileri tarikatların eline teslim etmektir. Erken yaşta evlilikler, onlara nasıl davranacağını bilemedeğimiz ‘eşlerine’ kız çocuklarını teslim etmektir. Erken yaşta evlilikler; şiddetin, ev içi sömürünün, erken yaşta yapılan doğumların, cinsel istismarın önünü açmaktır. Yeni sistem, eğitim yılını düşürürken aynı zamanda kız çocuklarının evlilik ve zorla evliliklerinin de yaşını düşürmektedir. Fıtrat, kader anlayışı bizleri daha küçük yaşta gericilikle tanıştırıyor.

Okullarımızın fiziki koşullarından niteliğine, sınav sisteminin dengesizliğinden eğitimde fırsat eşitliğine, karma eğitimin uygulanmasından müfredatımızın bilim dışı, akıl dışı, laiklik karşıtı içeriğine, sömürünün ve piyasanın okullarımıza girişine kadar sayabileceğimiz pek çok sorunumuz varken Yusuf Tekin ve AKP iktidarı hâlâ neyin derdinde? Geçmişte sistemde ve sınavlarda yapılan değişiklikler neticesinde paralı eğitimlere ve dershanelere mecbur bırakılan öğrenciler şimdi de zorunlu eğitimin kısalmasıyla yeni sisteme adapte olmak zorunda bırakılacak. Eğitim hakkımız iktidarın oyuncağı haline gelemez!

Tüm bu sömürü ve gericilik kıskacında liseliler; özel okullardan staj yalanına, zorla evlendirmeden eğitim hakkının elinden alınmasına kadar pek çok başlıkta kuşatılmak isteniyor. Ülkemizde devrimci, aydınlanmacı, ilerici birikimiyle bu adımlara karşı çoğu zaman susmamış, ses çıkarmış gençliğin yine sesini yükselteceğini ve mücadele edeceğini çok iyi biliyoruz. Tarikatları ve cemaatleri okullarımızdan kovacak; yeni dayatmalara, 3+1/ 2+2 denilen eğitime, yeni darbeye geçit vermeyeceğiz. Okullarımızı ve geleceğimizi gericiliğin ve sermayenin darbelerinden kurtaracak olan yine bizleriz. 19 Mart ve sonrasında AKP iktidarının hukuksuz ve adaletsiz adımlarına karşı sokakları ve meydanları dolduran gençler bizdik ve ülkemize sahip çıktığımızı bu yıl bir kez daha gösterdik. Çok iyi biliyoruz ki en büyük korkuları, itiraz parmağını indirmeyen bu ülkenin aydınlık yarını olan gençlerdir. Geleceğimizi, ülkemizi, eğitim hakkımızı bir avuç patrona, AKP iktidarına, Bakan Yusuf Tekin’e yedirmeyiz!

Sosyalist Liseliler, bulundukları her okulda bizlere dayatılan gerici, piyasacı, paralı eğitime karşı; laiklik, eşit ve parasız eğitimi savunmaya devam edecek!