Fidel ve 165 yurtsever devrimcinin, emperyalist ABD’nin darbe ile iktidara taşıdığı Batista’ya karşı ilk silahlı eylemi 26 Temmuz 1953 yılında Moncada Kışlasına düzenlenen baskındır. Bu baskın başarısız olmuş, Fidel Castro ve 18 yoldaşı tutuklanmış, devrimcilerin büyük bölümü işkencede öldürülmüştür. Ancak bu tutuklamalar, katliamlar ve baskılar Kübalı devrimcilerin eşitlik ve özgürlük yürüyüşüne engel olamamış, 1959 yılında zafer kazanılmıştır. Askeri olarak büyük bir yenilgiyle sonuçlansa da Moncada Baskını Havana’da çok büyük bir siyasi etki yaratmıştır. Karşılığında Batista yönetimi ağır bir baskı uygulaması dönemini başlatıp Komünist Partiyi yasaklamıştır. Fidel Castro tutuklandıktan sonra ilk duruşmada yaptığı ünlü savunmasının sonunda “Sayın yargıç siz beni mahkûm edin! Tarih beni haklı çıkaracaktır!” demiştir. Bu savunma tüm Küba sathında yayılmış, bütün direnişçilerin manifestosu olmuştur.

OPERASYONLAR, HAREKATLAR VE SUİKAST GİRİŞİMLERİ İLE BOĞDURULMAYA ÇALIŞILAN DEVRİM

İki kutuplu dünya düzeninde emperyalist kapitalist sistemin en büyük temsilcisi olan ABD, Sovyetler Birliği’nin kurulmasıyla birlikte tüm dünyada sosyalizm fikrinin geniş yankı bulması sonucunda dünyanın birçok bölgesinde devrimlere engel olmak için çeşitli yollarla mücadele etmiş, 1959 yılında istemediği devrim burnunun ucunda olmuştur. Küba’da olan devrimin sadece orada kalmayacağını, bütün Latin Amerika’ya ilham kaynağı olacağını bilen emperyalizm, çok geçmeden henüz yeni doğmuş devrimi boğmak için kolları sıvadı ve dönemin ABD Başkanı Kennedy onayıyla Domuzlar Körfezi adlı bir işgal operasyonu başlattı. CIA’nin de aktif olarak rol aldığı işgal operasyonu fiili olarak 16 Nisan 1961 gecesi başladı. Yalnızca 3 gün süren operasyon, emperyalizmin hem askeri hem de diplomatik olarak ağır yenilgisiyle sonuçlandı. Küba açısından açık bir zafer olan bu işgal operasyonu, Küba’nın Sovyetler Birliği ile yakınlaşmasına ve devrimin halk tarafından daha fazla sahiplenilmesine yol açtı. 1961 yılının Ağustos ayında Amerikan Devletleri Örgütü’nün Uruguay’daki toplantısına katılan dönemin Küba Ekonomi Bakanı Ernesto Che Guevara, Beyaz Saray’da görev yapan sekreter Richard Goodwin aracılığıyla Kennedy’ye bir not gönderdi: “Domuzlar Körfezi için teşekkürler. Çıkarmadan önce devrim zayıftı. Şimdi her zamankinden daha güçlü.”

Başarısız işgal girişimi sonucunda hayatını kaybeden Kübalılar için Havana’da düzenlenen cenaze töreninde Fidel, “Bu sıradan insanların sıradan insanlarla birlikte sıradan insanlar için yaptığı ve uğruna hayatlarımızı vereceğimiz sosyalist ve demokratik bir devrimdir. Bu nedenle bizi asla affetmeyecekler, ABD’nin burnunun dibindeyiz ve sosyalist bir devrim yaptık.” demiştir.

Domuzlar Körfezi’nden sonra yine Başkan Kennedy’nin onayıyla, Firavunfaresi (Mongoose) Operasyonu adı altında Küba’ya yönelik daha kapsamlı bir harekât düzenlenmesi kararlaştırıldı. Domuzlar Körfezi’nden farklı olarak Firavunfaresi basit bir askeri harekât değildi ve Küba’da devrim hükümetinin devrilmesi için propaganda, psikolojik savaş ve sabotaj eylemlerinin kullanılması gibi farklı alanlarda birçok plandan oluşuyordu. Operasyon kapsamında birbirinden farklı otuzun üzerinde plan hayata geçirildi. Temel olarak Küba’da devrimci hükümetin ekonomisinin çökertilmesini amaçlayan bu planlardan bazılarına örnek olarak terör eylemleri, adadaki ürünlerin biyolojik ve kimyasal olarak tahrip edilmesi ve Küba kıyılarının mayınlanması verilebilir.

ABD’nin başarısızlıkla sonuçlanan operasyonlarının ardından 2 Aralık 1961’de konuşma yapan Fidel Castro, bir Marksist-Leninist olduğunu ve Küba’nın yolunun Marksizm olduğunu duyurdu. Küba’nın ve Fidel’in sosyalizme yöneldiği bilinse de bu ilk defa açık olarak dillendirilmişti ve dünyada büyük yankı uyandırdı. Bu durum ve Küba ile Sovyetler Birliği’nin kurduğu yakın ilişki, Küba Devrimi için kritik öneme sahip olan devrimci önder Fidel Castro’nun ABD’nin daha fazla dikkatini çekmesine yol açtı ve doğrudan Fidel’i hedef alan suikast girişimleri hız kazandı. 1959 yılından başlayarak 2000 yılına kadar bütün ABD Başkanları birbirinden farklı yollarla 634 kez Fidel’e suikast düzenlemeye çalıştı. CIA tarafından ABD Başkanlarının onayıyla gerçekleştirilen bu suikast girişimlerinin hepsinin başarısızlığa uğramasının yanı sıra, bu suikast girişimleri Fidel’i “en çok suikast düzenlenen kişi” olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na da soktu.

Küba devrimden önce ABD’nin arka bahçesi olarak görülen; mafyanın, fuhuşun, yolsuzluğun, yozlaşmanın ve üretenler için yoksulluğun kol gezdiği, emperyalizmin darbeyle iktidara taşıdığı işbirlikçi Batista rejimi eliyle bütün kirli işlerini yaptığı bir ülkeydi. Emekçilerin emeği ile servetine servet katan ABD’li patronlar ve yerli işbirlikçileri için Küba çok zengin ve çok güzel bir ada ülkesiydi elbette. Çünkü bağımsızlığı ve egemenliği elinden alınmış istedikleri gibi at koşturdukları adeta bir deney faresi olarak gördükleri bir ülkeydi.

DEVRİMDEN SONRA

Devrimle birlikte yürürlüğe konan toprak reformu sonucunda 1960 yılına gelindiğinde çiftliklerin hepsi kamulaştırılmış, işleyen halk tarafından yönetiliyordu. ABD’nin yerli işbirlikçiler eliyle yönettiği başta şeker fabrikaları olmak üzere elektrik, telefon, petrol şirketleri ve bütün üretim araçları kamulaştırılmıştır. Eğitim, sağlık, barınma gibi insani temel hakların ücretsiz ve nitelikli bir şekilde bütün zenginliği üretenlere sunulduğu bir ülke olmuştur. Sosyalizmle birlikte artık Küba’yı kapitalistlere peşkeş çeken diktatörler devrilmiş; yerel halk meclisleri, sendikalar ve her düzeydeki toplumsal örgütlenmeler ile halkın yönetime doğrudan katılması sağlanmıştır. Kısacası devrimle birlikte köhnemiş eski düzen yıkılmış yerine bağımsızlığın, eşitliğin ve özgürlüğün tesis edildiği sosyalist bir ülke kurulmuştur.

60 YILI AŞKINDIR SÜREN AMBARGOYA RAĞMEN YIKILMAYAN KALE KÜBA

Yukarıda bahsettiğimiz fiili işgal ve suikast girişimleri bugün yerini 60 yılı aşkındır süren ambargoya bırakmış durumda. Küba’nın sosyalizmle birlikte elde ettiği bağımsızlığı, egemenliği ve diğer tüm kazanımları bugün ABD tarafından ağır ekonomik, ticari ve finansal ambargonun ciddi bir ablukaya dönmesiyle yok edilmeye çalışılıyor. Küçük bir ada ülkesi ve imkanları çok kısıtlı olmasına rağmen emperyalizmin yanı başında emperyalizme karşı kurulmuş ve bütün dünya halklarına ilham ve umut kaynağı olmuş Küba, reel sosyalizmin çözülmesiyle birlikte birçok sorun yaşamış ancak tek kutuplu dünya düzeninde dahi ilerlemeye devam etmiştir. Fidel’in, Che’nin ve binlerce Kübalı devrimcinin mirası olan ‘Ya Vatan Ya Ölüm!’ şiarıyla hayata geçen devrimin 67. yılı kutlu olsun!

Havana’daki ABD Büyükelçiliği’nin karşısında bulunan bir yazıyla bitirelim: “Señores imperialistas, no les tenemos ningún miedo” yani “Emperyalist beyler, sizden korkmuyoruz!

Bu yazı Sosyalist Liseliler dergisi 41. sayısında yayınlanmıştır.